Hükmedenlerin Senfonisi

8 Kasım 2012


Anıl Özer'in kaleminden büyüklere bir masal.. (Masalı okumadan önce altındaki linklerden, masal içinde kullandığım ağaçların neler olduğunu öğrenebilirsiniz.)

Yıllardır yaşadığı hüküm ormanında dolaşırken hissetti hüznü. Ömrünü adadığı o mavi ormanın ağaçları, yağmur damlalarına karşı koyarcasına büyümeye eğilim göstermezken, tüm yapraklar, otlar ve mantarlar cansız birer silüet gibi yaşamak fiiline çok uzaktan bakıyorlardı. Bunca ilgiye rağmen yaşamaya karşı koymak, tüm uğraş ve emeğe karşı koymaktı. Tohumlarını kendi elleriyle ektiği o ağaçlar, sağlıklı birer varlık olmaktan çok uzak, cılız ve cansız kalmışlardı.

Yanındaki kızıl tilkisi adamın o hüzünlü bakışlarını ve şuurundaki boşluğu farketti ve mırıldandı; "konuş onlarla.."

Adam önce mazı ağaçlarına yaklaştı ve "nasılsın" diye seslendi. Mazı ağaçlarından hiç bir ses gelmediği gibi, adam seslendikten sonra o narin yapraklar kendilerini aşağı doğru saldı. Sonra adam ateş dikenlerine döndü. Onlar da mazılardan farksız bir şekilde cansız ve soluklardı. Kırmızı olması gereken meyveleri sararmış ve çürümüştü.

Etrafına şöyle bir baktı. Mavi ladinler, su sedirleri, mabet ağaçları tümüyle cansızdı. Ayaklarının altında duran keşiş külahları ve acem laleleri de bitkin durumdaydı.

Sonra sert bir hamleyle kafasını kaldırdı ve ileri baktı adam. Zira dikkat çekici bir ağaç vardı ileride. Hızla o ağaca doğru adımlamaya başladı. Merakla gövdesine dokundu. Oldukça sağlıklı görünüyordu. Yapraklarına baktı. Yeşil ve parlaktı. Bu yaklaşık 6 yaşındayken diktiği Grevillea ağacıydı. Tüm çocukluk duygularını barıdıran o Grevillea..

Grevillea dokunuşları hissetti. Gövdesini okşayan o elleri tanıyordu. Yaşamasına sebep o ellerinin sahibine doğru döndü. Adam irkildi ve geri çekildi. Kızıl tilki ise durumun farkındaydı. O Grevillea'nın önünde dizçöktü ve gözlerini kaldırarak ona bakmaya başladı.

Grevillea seslendi; "Hoşgeldin eski dostum. Korkma ve yaklaş. Çünkü beni canlandıran senin kaçışın değil, saygı dolu dokunuşların. Merak dolu bakışlarına ait tüm sorularını cevaplayacağım. Sadece korkunu, meraklarının ardında bırakmalısın."

Adam hakikaten de merak doluydu. Evet her zaman ağaçlarıyla konuşurdu ama ilk defa bu monologlar bir diyaloga dönüşmek üzereydi. Şaşkındı. Biraz durdu ve düşündü sonra kızıl tilkisine baktı. O gülümsüyordu. Sanırım tüm sorular az sonra cevap bulacaktı. Varoluşun tüm soruları..

Adam şaşkınlığını atarken bir yandan da konuşmak için topladığı cesaretiyle söze başladı; "Sen.. Sen nesin? Nasıl oluyor da konuşabiliyorsun."

Grevillea ağacı hüküm ormanının en değerli üyesiydi. Çok güçlü olmayan ama her mevsim yapraklarını canlı ve yeşil tutmayı başarabilen bir yaşam ahd'iydi. Karşısında korku ve şaşkınlıkla duran adamı süzdü. Hazırlandı ve konuşmaya başladı. "Eski dostum bu hüküm ormanı senin ellerinle varettiğin bir ahd'ti. Herbirimizi sen diktin ellerinle. Kimimiz tohumdu, kimimiz fidan. İşte bak orada mabet ağaçların var. Onlar senin Tanrı inancın, yaratılışın, kaderin, imanın. Benim ardımda gördüğün mavi ladinler, senin insanlara olan güvenin, inanışın. O en beğendiğin ve yapraklarına özenle dokunduğun mazılar senin kalbin ve sevgin."

Adam şaşkınlığı artmış bir şekilde dinlemeye devam ederken söze girecek oldu ama Grevillea buna izin vermeksizin devam etti.

"Su sedirlerini görüyormusun. Oları yaklaşık 17 yaşındayken dikmiştin. Onlar senin çalışma şevkin, azmin ve ihtirasın. Ateş dikenleri ise senin heyecanın, isteğin ve özlemin. Bak ayaklarının altında kalmış keşiş külahları var. Onlar ailen ve sana olan inançları. Şu gördüğün acem laleleri ise arkadaşların ve onlarla olan ilişkilerin."

Bir süre suskunluk oldu. Grevillea adama bakıyordu. Adam az önceki halinden daha da mutsuzlaşmış bir yüz ifadesiyle zar zor dudaklarını oynattı ve aradan şu kelimeler döküldü. "İyi ama hepsi solgun ve cansız."


Grevillea sert bakışlarını biraz yumuşatarak; "Evet gördüğün üzere hepsi solgun ve cansız. Sen büyüdükçe ve yaşlandıkça da ölecekler. Eğer böyle giderse bir gün ben bile.." Grevillea sözlerini bitirmeden keserken aklına kendi akıbeti düştü. Zira belkide yakında o da cansızlaşıp ölecekti.

Adamın hüznünün yerini birden yepyeni bir merak aldı. Adam önce kızıl tilkisine baktı. O halen daha gülümsüyordu. Sonra kafasını tekrar kaldırdı ve Grevillea ağacına baktı ve ekledi. "Peki o halde sen neden hala yeşil ve canlısın?"

Grevillea bu soruyla karşılaşacağını biliyordu. Hafif bir gülümseme ile adama cevabını verdi. "Ben senin umudunum."

Adam şimdi herşeyi daha iyi alıyordu. Bir an kendini çok yorgun hissetti ve ağacın önünde diz çöktü. Ellerini toprağa koydu. Toprağın nemini hissetti ve bu neme rağmen kuruyan ağaçlar olması, durumun farklılığını gözler önüne seriyordu. Bu defa ağlayan bir sesle Grevillea ağacına seslendi. "Umudum.. Sen sadece anlat. Ne yapacağımı bilmiyorum. Kaybolan duygularımın cansızlaştırdığı ağaçlarımı nasıl kurtaracağımı bilmiyorum. Anlat, sen sadece anlat."

Grevillea şöyle dedi; "Tüm ağaçların solgun ve cansız olmasının sebebi, sevginin yok olması."

Adam bu cümle karşısında hemen savunmaya geçti; "Ama, ama ben sizleri çok seviyorum. Dokunuşlarım bile sevgi yüklü, aşk yüklü." Bu sırada gözlerinden süzülen gözyaşları toprağın nemine ekleniyor ve keşiş külahlarının köklerine doğru nufuz ediyordu.

Grevillea adamın hüznüne uygun bir dille söylemlerini sürdürüdü. "Sakin ol. Zira anlamıyorsun. Senin bizlere karşı nasıl sevgiyle yaklaştığını biliyoruz. Ama sevgi öyle bir duygudur ki destek bulamadığı sürece söner ve yok olur. İnsanlar sevebilmek için kendisini sevenlere ihtiyaç duyarlar. Sevgi duygusal bir devinimdir. Karşındakine bir birim verirsen senden bir birim eksilir. Ve eğer sevgini tümüyle dağıttığında karşılık bulamazsan boş bir sevgi deposuyla ortada kalırsın. Seni gerçekten sevecek biri bu deponun ihtiyacını karşılayacaktır. Sen de yenilenmiş sevgi potansiyelinle tüm duygularını hüzünden uzak tutarak, yeniden doğrulur ve dirilirsin. Ağaçlarınla beraber.. Eğer ki bu sevgiye aşk ta eşlik ederse, her bir birimlik sevgi, on birimmiş gibi kalbine akacak ve bu hüküm ormanını, bu ahd ormanını yeniden yeşertecektir."

Adam ne yapacağını bilmez bir halde kafasını kaldırdı. Grevillea konuşmaya devam edecek gibi duruyordu ama adam yine de söylendi; "Sevgi mi? Sevgi arayınca bulunacak bir şey değil ki.."

Grevillea adamın çaresizliğini farkındaydı. Bu nedenle o sırrı söylemek zorundaydı. Aslında bu sır, tanrısal bir lutuf gibi insanlardan uzak değildi ama yine de çoğu kişi bu sırrı kendi kendine bulmakta zorlanıyordu. Grevillea ekledi; "Bu ormanın ardındaki falezlere git. Okyanusun karalarla birleştiği yere.. İşte orada aradığını bulacaksın. Okyanus her daim bereketlidir. Herkese nasibini verir. Doyurucu ama kanaatkarlığı öğreticidir. Falezlere git ve okyanusla buluş."

Adam doğruldu. Hızlanan adımlarla yürümeye başladı. Grevillea'dan uzaklaşırken birden aklına geldi. Ağaca doğru döndü ve bağırdı. "Peki ama doğduğumdan bu yana yanımda gezen bu kızıl tilkinin de bir anlamı mı var?"

Grevillea adamın bu soruyu sormamış olmasına çok şaşkındı. En nihayetinde soru gelince rahatladı ve yüksek bir sesle açıkladı; "O senin öfken ve nefretin. Görüyorum ki onu tasmasız gezdiriyorsun. O halde ona hakim olacağına eminsin. Onun söz dinleyeceğine eminsin. Gülümsemesine hiçbir zaman aldanma. Onun yapacağı yanlış bir hamle herşeyi birden bire öldürebilir. Bu ormanın ve benim ölümüm sadece ve sadece onun elinden olabilir. Dikkatli ol.. Çok dikkatli ol.."

Adam durumu şimdi daha iyi kavramıştı. Koşarak falezlere doğru gitmeye başladı. Bataklıklardan, derelerden geçti. Solgun mazılarla dolu tepeleri aştı. Ateş dikenlerinin arasından sıyrıldı. Yanından geçtiği her ağaç bu isteğin takipçisiydi. Su sedirleri kaldırdı kafalarını, şevki ve azmi betimleyen su sedirleri..

Orman bir noktada bitti. Önünde sadece kuru bir tepe ve ardında falezler. Yaklaştıkça heyecanı artıyordu. Ateş dikenlerinin de kırmızı rengi almasından belliydi heyecanı.. Ormandan ilk defa çıktığı için de biraz korkuyordu. Koşarken, adamın kupkuru ağaç gövdesine benzeyen bacakları açık kahverengi bir renk almış, kollarından ve başının yanından yeni filiz ve yapraklar çıkmıştı. O ormanın hükmedicisi ve hükmedenlerin senfonisinin sahibiydi.

Falezlere vardığında batan güneşin eşliğinde okyanusu gördü. Keşmekeşin idarecisi martıların çığlıkları kaplamıştı heryanı. Kenarda durmuş okyanusu izlerken, ağaç gövdesi şeklindeki bacaklarıyla, köklerini oracığa atmak istedi. Okyanusun rahatlatıcı etkisinden hoşlanmıştı. Tuz kokan falezler ormandan farklıydı. Burada rüzgarı hissediyordu. Sonra düşündü köklenmek bir yana, belki de falezlerden aşağı atlayıp, okyanusun tuzuna karışmak en idealiydi. Ardındaki ormanı düşünmeksizin herşeyi öldürmek..

Güneş en kırmızı hali ile dağların ardına gizlenmeye çalışırken, bir el dokundu omuzlarına. Beyaz köpüklerin peşinden gitmek isterken, dili çözüldü günlerin. Çocuk gönlünün kaybolmuş oyuncaklarıyla geldi eller, gözyaşları dökülürken yanaklarına..

Bir an kafasını çevirdi ve o ellerin sahibine baktı. Gülen gözlerle ona bakan okyanusun kızıydı bu. Mercan resiflerindeki eşsiz renkleri barındıran teni, her bir varoluşu taşıyordu. Renk renk mercanların yaşadığı vucuduyla, ormanın hakimine sarıldı. Adam neler olduğunu anlamaya çalışırken Okyanusun kızı kulağına şöyle fısıldadı. "Şşşş, sakin ol ve beni dinle. Ben senin yaşam ahd'inim. Senin sevgini, aşkla canlandırabilecek benim. Hükmettiğin ormanı yeşertebilecek, çiçek ve meyvelerine renk verebilecek benim. Yıllardır Grevillea'nin yaşamasına, umudun korunmasına sebep benim. Ben senin kaderinim.."

İşte o an dağların ardındaki orman yeniden canlandı. Hava karamış ve güneş son ışığını da kaçırmış olmasına rağmen, ortalık tanrısal bir ışıkla aydınlandı. Birbirine sarılmış bu çift hem okyanusu hem ormanı görebileceği o tepeye doğru çıkarken havada martıların gürültüsü kalmamıştı. Duyulan tek şey hükmedenlerin senfonisiydi..

ANIL ÖZER

*ahd : osmanlıca'da vaad etme, söz verme, vefa, yemin, and, misak, peyman, asır, devir, tevhid, mukavele ve vasiyet anlamlarına gelir.

Üzerine tıklayarak bitkiler hakkında bilgi alabilirsiniz.
Ateş Dikeni , Mazı , Mavi Ladin , Su Sediri , Keşiş Külahı , Acem Lalesi , Mabet Ağacı , Grevillea

21 Yorum

Evrim
8/11/12

Mükemmel masal, mükemmel betimlemeler..

Sen bi aşk adamısın. Ne diyim ben sana.. :)
Seni avucunda tutmayı becerecek bi kız var mı eski dostum ?

BU masal sana ait ve sen de bu masala.. Soru şu ki Okyanusun kızı kim olacak...

8/11/12

Delinin tekisin sen. Başka da bişey değil :))

Arkadaşım sen naptın ya? Ünlü yazarlardan bile çıkmaz bu betimlemeler. Yarıp geçmişsin edebiyatı. Bu biraz üst seviye artık. Oha diyorum bu masal karşısında.

Kara Marsık
8/11/12

Demek okyanusun kızı.. hımmm..

5defa okudum. Mükemmel...

8/11/12

@EvrimMükemmel değil.. sadece hissederek yazıldı..

8/11/12

@Utopia (Alper Değirmencioğlu)Avucunda durmayı becereceğim bi kız da diyebiliriz..

8/11/12

@Burçak GürsoyBen bu masala aitim ve ait olacak bir değer de olacak yanımda..

8/11/12

@cnrcvsSanırım en doğru yorum bu :)

8/11/12

@Tuna ASLANTURKKralcılık yapma Tuna. :)

8/11/12

@Selen Özdemir1 defası yeterliydi ablacım teşekkür ederim. :)

9/11/12

Ne cok metafor var, cok guzel.
Bu masali daha once de koymustun ama bu versiyonda bazi degisiklikler var gibi -ya da belki ben yanlis hatirliyorum.
6 yasinda mi dikmistin Grevillea'yi? Bu metaforu baska bir yazinda aciklarsin belki:)

9/11/12

@aycaSabredip okuyabilmene sevindim. Zira çok uzun ben bile okurken sıkılıyorum bazen bu uzun yazılarımı. :)

Benzer metaforları kullandığım farklı bir masal vardı. Ve o masalda grevillea kullandığım bi ağaçtı.

Grevillea zihnimdeki umut temsili işte.. birçok fantastik yazımda kullanmıştım.. :)

9/11/12

@aycaGrevillea Metaforu şu Ayça;

Bu ağaç Aydın kentinin ana caddesinde refüj içinde mevcut olan bir ağaç. Yaklaşık 70 tane. Tabi bir çok cinsi var..

Ağaç çok hızlı büyüyor. Tabi bir bambu kadar değil ama. 15 yılda 10myi aşabiliyor. Bu da yılda yaklaşık 60-70cm civarında. Bu gözle takip edilebilen bir büyüme sayılır.

Umudumuz gibi işte. Hani insan çabuk umutlanır ya. Bir an kapılır. Çabucak beklenti içine girer ya. İşte grevillea'nın çabucak büyümesi gibi.

4mevsim de yeşil kalan bir ağaç. Kış mensiminde yaprakları biraz kalınlaşıp morarsa da, bahar ve yazları yeniden incelir ve açık yeşile döner.. İnsanın umudu kırılsa da, defalarca umutlanması gibi..

Ve son olarak ağacın ömrü çok az. 15yıl eğer iyi bakılırsa 25yıl.. Bir ağaç ömrü için çok kısa. Halbuki çok ağaç insan ömründen uzun yaşar. Bizim de umutlarımız kendimizi bilmemizden itibaren başlar ama hiç biri ölürken yanımızda değil yaşamımızın çok gerilerinde kalmıştır öyle değil mi?

Grevillea metaforu bu değerli arkaşım..

13/11/12

Evet insanin umutlari ölür, yenilerini diker...
O halde Aydin'da o caddeye 15-20 yilda bir yeni agac dikmeleri lazim -ki daha uzun sure yasayan bir agac cinsi secselermis daha iyi olurmus diye dusundum simdi, gerci masalla alakasi yok ama:)
Tesekkur ederim acikladigin icin.

13/11/12

@aycaayrıntı : 1.yıl 6 şar metre aralıkla ağaçlar dikildi. 5. yıllarında aralarına aynı ağaçlardan dikildi. yani aralıklar 3 er metreye düştü. bir genç, bir taşlı ağaç oldu anlıcağın. yaşlılar ölünce yerine yeni geçler dikilecek ve sonradan dikilenlerin daha yaşayacağı 5 sene olacak. böyle bi çare bulmuş park bahçe müdürü kendince. yani refüj ağaçsız kalmıyo sürekli bir sirkülasyon olucak.. :)

18/11/12

Çocukluğumdan beri dinlediğim/okuduğum masalların en güzeli! Tanınmış bir yazara ait olduğunu zannederek okudum ve tat aldım.
Metaforlar, anlatım mükemmel, son derece de düşündürücü. Tebrik ederim :-)

18/11/12

@destinyTeşekkür ederim destiny onurlandırıyorsun.. :)

Yorum Gönder

 
Web Analytics
Creative Commons Lisansı Google PageRank Checker Powered by  MyPagerank.Net