İç hesaplaşma

25 Aralık 2012


       Zevksiz dünyasındaki beklenti ve heyecanların sinsice donuklaşıp silinmesinde ve sonra da "yarın"ın, "dün"ün silik bir kopyasından başka bir şey olmayan yaşamında daha önce gözlerinin hiç algılamadığı bir "renk" ile karşı karşıyaydı.

      Fakat yalnız başına karanlıkta oturan bir adamın asıl problemi olan "şizofrenik iç ses" onu terk etmiyordu. Her an çığlık atmaya meyilli, durdurulmaz iç ses şöyle dedi; "mutlu musun...?"

      Karanlığı yaran düşüncelerinin sesi bir "dalga frekansı" gibi odayı kaplarken verdi adam cevabını..

      "Ben mutluluk beklentisini çocukça bir aptallığa indirgemedim. Sokaklarda tek tük görünüp silinen insan gölgelerinin peşinde değildim. "Kaydadeğer varoluşunun rengi"ni gördüğüm ve hissettiğim, nitelik sahibi değerlerin esaretine girdim sadece. Belki de aşkın esareti..."

      İç ses durmak bilmeyen bir devinimle adamın beyninde dolanırken rahatsız edeici bir uslupla tekrar seslendi; "aradığın insan bu mu?"

      Adamın cevabı gecikmedi; "Ben insan yüceliğinden ötede birşeyler aramıyorum. Materyalin uzağındaki nitelik sahibi yaratılışlar için varım. Ben farklılıkları körüklemek amacıyla gerçeği çarpıtmam. Kendim elle tutulan bir nesne değilim. Karşımdakini nasıl tam tarif edip, elle tutulan bir nesne haline getireyim. Keşfetmenin güzelliği, farklılıkları kabullenme yüceliği ile birleşirken aşkı hissetmedik mi?"

      İç ses durağan ve donuklaşmış bir halde uçuşmaya devam ederken yeniden dile geldi ve ekledi; "Sen toplumun miskin şartlanmalarından uzak, kendini ve karşındakini bir "sahte varlık" olarak görmeyen, herşeyin içinde fakat hiçbirşeyin içinde olmayan, kat-i değer yargılarını esneklikle birleştirebilensin. Aşkı anlatırken bile derinden ve içten olma heyacanıyla söze başlıyorsun. Herşey iyi güzel de, bu hız, bu kovalamaca niye?"

      O an güzel ve çirkinin, iyinin ve de kötünün söz konusu olmadığı tuhaf bir sükunet kapladı odayı. Zira adam her daim ağır adımlarla, yavaş keşfetme eğiliminde ve destekli güzellikler oluşturma hayalindeyken, bu hız onun da dikkatinden kaçmamıştı.

      Kendini kahreden bir çıkmazın cenderesine sokan, karamsar bir ikilemle karşı karşıya kalmıştı.

      Fakat beynindeki herbir nöronun ayrı ayrı ve güçlü bir hareketi ile bununla birlikte bilinçaltının korkusuz ayaklanmasıyla cevabı gecikmedi. Böyle net hissettiği için şaşkındı ama şaşkınlık kendi yerini bir anda kararlılık kavramına bıraktı.

      "Ben olayları ve yaşamı olmaları gerektiği gibi değil, oldukları gibi değerlendirdim. Geçmişte bıraktığım hesaplarla ilgili, suç ve ceza döngüsüne kapılıp bir yerlere sürüklenmedim. Huzur içinde sadece ve sadece varoluşa atıldım. Mutsuzluğun yakıcı alevi ile kavrulurken, kendimi en yakın su birikintisine atmadım."

      İç ses tekrar konuşmaya çabalarken adam devam etti;

      "Kötülükler ile karanlıkları ve de aşağılık davranışları yok edecek tek güç olarak varım. Yaşam denen o tatsız tecrubedeki, dostsuz ve düşmansız savaşta "aşık olduğum"un kavgasına taraf olmaya geliyorum. Hayatı dürüstlüğüm ile tekrar tanımlamak için varoluyorum ve duyduğum mutluluğun bir bedeli olduğunu biliyorum."

      İşte o anda oda güneşli bir sabaha aydınlandı. Perdenin ardından süzülen güneş ışığı hüzmeleri, adamın tenine dokunurken, ısınan her bir hücre yeniden vucut buldu.

      Yükselen o güneş için daha çok şiirler yazılacak ve tüm o tiyatrolar gerçek bir sahne ile noktalanacaktı.

Benim satırlarım, benim Dünya'm
Anıl ÖZER

8 Yorum

Bazı klasik cümlelerin var. Çoğu yazında kullandığın iddialı cümleler. Birçok sefer denk gelsem bile bıkmadan usanmadan okuyorum yazdıklarını. Anlatmak istediğini anlatırken tam 12den vuruyosun çünkü.

Demek iç hesaplaşma diyosun. :) İyi bakalım eski dost.

Eskiden müthiş bir yazardın. Uzun bir saçmalama süresi yaşadın. Acı bir eleştiri sunucam kusuruma bakma ama, bu uzun sürede ne yazamayı becerebildin ne de yaşamayı. Neyse ki iddialı cümleler ile tekrar dönüyosun belli ki. Umarım Duygu seni tutar ve ayağa kaldırır. Zira ne kadar güçlü görüsen bile düşmüş ve zor şeyler yaşamış olduğunu bilenlerdenim. Bir de son yaşanan vefattan sonra..

25/12/12

@Utopia (Alper Değirmencioğlu)Sen de 12den vururdun Alper. Halen seni yazman konusunda ikna edemesemde.. :)

25/12/12

@Burçak GürsoyTam bir iç hesaplaşma..

25/12/12

@Sim BüyücüsüVefat beni oldukça fazla üzdü Simge. Zamanla aşılır.

Vuhhu, olabildiğince süper olmuş :)

26/12/12

@Hayal MeyalSÜper değil tabi ama hissederek yazaılanlardan.. bilirsin.. :)

Yorum Gönder

 
Web Analytics
Creative Commons Lisansı Google PageRank Checker Powered by  MyPagerank.Net